İnancın Huzuru mu, Yaratıcılığın Coşkusu mu?

İnanmak ne kadar kolaydır bazılarımız için. Yalnızca dinsel anlamda değil, hayatın her alanı için anlatmak istediğim. İnanmak, bağlanmak, bırakmak kendini sevdiklerine; huzurla girmek emin, güvenli dünyaların rahatlığına. Arkadaşlıklar, dostluklar, sırdaşlıklar… Hep inançla, sevgiyle birlikte giden. Anne, babanın çocukları için verdikleri, yaptıkları; çocuğun güvenle yaslanması annesine, babasına. Öğretmenine inanmak, tutkuyla dinlemek anlattıklarını, etrafına şevkle aktarmak öğrendiklerini. Çocukluğumuzun o saf, hiç değişmeyecek gibi algılanan renkli hayaller dünyası. Ama heyhat! Hayatın girdapları, gençliğimizin ilk zorlukları, sorgulamalar, güvenin yitirilişinin ilk ipuçları. Bilincin ilk gelgitleri. Neler olup bitiyor diye bakmalar, arayışlar. Zorluklar karşısında isyanlar.

Sonra gelsin çözüm arayışları.

Bir yanda inanmak, bağlanmak, güvenmek; öbür yanda değişen biz ve değişen dünya. İnanma ve güvenmenin huzuru; sonra bazen uzunca süren bir tedirginlik hali ve huzurun yitirilişi… Alışkanlıklara, süregelen sisteme, kurulu düzene karşı çıkış; yılmadan, hayatı bırakmadan… Sorunlar için çare arayışları… Daha sahici bir yaşam için yaratıcılığa duyulan ihtiyaç… Çözümün getirdiği rahatlık ve huzur; mutluluğun tekrar elde edilmesi. Bu evrensel bir döngü bence.

Keşke sorunlar olmasaydı, hep inanarak, güvenerek, hep huzurla yaşayabilseydik bu dünyada. Ama o zaman sözünü ettiğimiz, dünya değil, cennet olurdu. Öyleyse hem inanacağız ama şüpheyi elden bırakmadan, hem yaratıcı çözümler bulacağız, ama bunun bir araç olduğunu düşünerek, coşkusunu yaşayarak.

İnanma, aşk, güven ile karşı çıkış, isyan, çare arayışı ve yaratıcılık hep birlikte giden, birlikte gitmesi gereken insanlık döngüsü aslında.

Cemaatler, tarikatlar, dostluklar kişinin kendisini rahat ve güvende hissetmesi, mutlu olması için oluşturulmuş gruplar, kurumlar. İnanma ve güvenme ihtiyacına karşılık geliyorlar. Ancak kişilerin bir ömür boyu cemaatlerde, tarikatlarda bir hocanın, gurunun etrafında sesini çıkarmadan yaşaması mümkün mü? İnsan beynine ve değişen dünyanın doğasına aykırı bu. Bunun yanı sıra sürekli bir isyan içinde olma, bunun araç değil de amaç olması da patolojik; bir yanılgı. Dostlar, arkadaşlar arası ilişkilerde de inişler, çıkışlar kaçınılmaz.

Her iki yaklaşımın birlikte olması bir insanlık hali. İnsanı bu haliyle kabul etmeli, yargılamamalı. Toplumsal organizasyon; tabuları, yasakları azaltıcı, bunların kişiler için ayak bağı olmasını engelleyici, bireyi tutsaklıkların, baskıların kıskacından kurtarıcı biçimde oluşturulmalı.

İnsanoğlunun isyanını azaltıcı düzenlemelerin -bunlar ekonomik olur, kültürel ya da sosyal olur- hayata geçirilerek, maddi ve manevi desteklerin oluşturulması cemaatlere, tarikatlara duyulan ihtiyacı da ortadan kaldırır.

İnsan beyninin ürettiklerine saygılı olan, anlayışla yaklaşan toplumlar kişiye yalnız olmadığını hissettirir, güven ve mutluluk verir. Beyin fırtınalarına izin veren, yaratıcı çözümleri destekleyen yüksek düzeyde bir toplumsal uzlaşı şemsiyesi, uzun vadede toplum yapısını kalıcı kılar.

Böyle bir toplum, hatta böyle bir dünyadır arzuladığımız. Bu düşünceler, duygular naif gelebilir bazılarımıza. Bu özellikte bir dünya ne zaman gerçekleşir bilinmez. Bilmesek de hayata anlam verebilmek için bu umutla çalışmaktır amacımız.

611 Tüm Zamanlar 1 Bugün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir